Ekonomi’de Yaşananlar – 1

0
524

Bilindiği üzere ekonomimizdeki daralma ve güven kaybı hız kesmeden son altı aydır aralıksız devam ediyor. Bu kötü gidişatı engellemek ve önüne set çekmek için süreki yeni ekonomik reform paketleri açlılıyor. Paketlerden çıkan çözümler; ne yazık ki program tanıtımından öteye geçmeyen, teknik detaylar içermeyen, yapısal olmaktan çok ağırlıklı popülist söylemler içeren ve niyet beyanından öteye geçmeyen nitelikte. Yani yapısal sorunlar dediğimiz hususlara el atılamadığını söyleyebiliriz.

Konuyu bir kaç parametreyle değerlendirelim.

Öncelikli olarak işe kamunun harcamalarını nasıl finanse ettiği meselesiyle başlayalım.

Bu güne kadar kamunun giderlerin finansmanında mutlaka hassas, dengeli ve sürdürülebilir bir model geliştirilmeli idi. Ancak günümüzde ülkemizde dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 70’lerde olduğu bir ortamda bundan behsetmek mümkün değil. Mevcut vergi tahsilat yapımız yıllardır tartışılır. Hem de kamu harcamalarımının nereye, ne kadar ve nasıl yapıldığından ziyadesiyle ve çokca. Ama hiç bir şekilde reform niteliğinde bir dokunuş, yani verginin tabana yayılması ağırlıklı olarak doğrudan vergilerin olduğu bir model oluşturulamamıştır. Bu, gelir dağılımındaki dengesizliği en çok artıran unsurdur. Özellikle akaryakıt ve enerji üzerinden tahsil edilen KDV ve ÖTV ise dar gelirliler üzerinde yarattığı baskı sebebiyle ekonomideki en büyük tahribat kaynağıdır. Üretimi daraltan, enflasyonu ve faizleri artıran etkisi de cabası. Belki de ekonomideki belirsizlik ve kırılganlığı artıran en temel sorundur vergiler.

Gelelim çok konuşulan gıda enflasyonundaki artış oranına. Merkez Bankasının 2019’un tamamındaki gıda-ÜFE tahmini yüzde 13 idi. 2019 yılının ilk üç ayında artış yüzde 13’leri aşmış, son oniki ayda ise yüzde 27’ler dayanmış. Tarımda ciddi maliyet artışları ve ağır sorunlar var. Sorun, sıfır gümrüklü soğan ve patates ithali ile çözülemeyecek kadar tehditkar ve ciddi. Enflasyon, faiz hadleri ve döviz kuru meselelerinden doğrudan etkilenen bir sektör tarım. Aslında öyle bir aşamaya

gelindi ki, temel beslenme ihtiyaçlarımızı bırakın yüksek fiyatlarla, belki de hiç temin edemeyeceğimiz noktalara geliyoruz.

Peki tarımla ilgili olarak reform paketinden ne çıktı?

Sera A.Ş. ve Semerat A.Ş. Bu şirketler üzerinden önerilen çözümler şimdi ve sonrasında çok su kaldıracak gibi görünüyor. Tarımdaki sorunlarımıza çözüm için derdimize deva olacak uygulamaları içeriyor mu? Bakacağız!

Sanayi üretiminde ne durumdayız. Şubat ayı sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 5.1 azalmış, bir önceki aya göre ise 1.3 artmış. Bu küçük artışın gerçek bir toparlanma olup olmadığını bilmiyoruz. Belkide bu mütevazi aylık kıpırdanmanın baskılanmış kur ve faiz ile ilişkisi olabilir. Yani kalıcı ve sürekli bir iyileşmeden bahsetmek için elimizde hiç bir veri yok.

Sanayideki bu durumu paralel olarak işsizlik verileri de destekler nitelikte. En son açıklanan 2019 Ocak ayı işsizlik rakamı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 14.7 olarak açıklandı. 16-24 yaş arasındaki genç isşizlik oranı ise yüzde 26.7 oldu.

Gelelim Dünya’da neler oluyor.

Dünyada geçen sene bu zamanlar tam bir felaket dönemiydi. Borsalar çatırdarmaya başlamış, Trump çelik ve alimünyumda ek gümrük vergileri ile ticaret savaşlarına girişmiş, İran yaptırımları gündeme gelmiş, FED faizleri yükseltip bilanço küçültmeye gitmiş ve riskten kaçınma eğiliminin güçlenmesi kaçınılmaz hal almıştı. Böylelikle sürdürülebilir olmayan eğilimlerde çakılma dönemi başlamıştı.

Bir yıl sonra ise FED faiz artışlarını durdurdu. İran yaptırımlarında ve Çin ile olan ticaret savaşlarında ateşkes imzalandı. Çin’deki makro ekonomik göstergeler tekrar düzelmeye başladı. ABD, Japonya ve Almanya dış ticarette işbirliğine gitmeye karar verdi.

Ancak burada ister istemez bir takım sorular gündeme geliyor.

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen gelişen ekonomilerin risk primleri yani CDS’leri neden geçen senenin aynı dönemine göre yüksek? Çin ekonomisi bu

düzelmeyi ne kadar sürdürülebilir kılabilecek? Çin ile ABD arasındaki ateşkes kalıcı olacak mı? Büyük güçlerin ticari işbirliği çabaları başarıya ulaşacak mı?

Aslında Dünyadaki genel ekonomik durum en az Türkiye kadar kırılgan. Bu sebeple kimse gerginliği tırmandırmamaya ve herkes olumlu hikayeler yazmaya çalışıyor. Peki çözüm üretilebilyormu? Hayır.

Bizim gibi gelişen ekonomiler diken üstünde. Yüksek dış borçları ve artan döviz kurları tehdit oluşturmaya devam ediyor. Üstüne üstlük ülkemiz diğer gelişen ülke ekonomilerine göre döviz kurunda daha da negatif olarak ayrışmaya ve net dış borç ödeyicisi olmaya devam ediyor. Bunu önlemek için sopayla faizler ve kurlar üzerinde baskı oluşturulmaya ve algı yönetilmeye çalışılıyor. Ama nafile. Örneğin 19 Nisan itibariyle TCMB beklenti anketinde yıl sonu dolar/TL tahmini 6.06’dan 6,20’ye revize edildi.

Bunu gidişatı olumlu hale çevirmek ve kısa vadede ihtiyacımız olan sıcak parayı getirtmek mümkün olabilecek mi? Çok zor görünüyor. Aslında Dünya’da 2020 yılı da dahil önümüzdeki süreçte ekonomilerin düzeleceğine dair güçlü bir kanı henüz yok. Bu şartlarda ülkemize doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para gelir mi? Yürütülen siyasi, ekonomik ve diplomatik anlayışa rağmen dış dünyada güven besler mi? Bilemiyoruz!

Diğer taraftan, bölgemizdeki malum şartlar altında bir tarafta Rusya ve İran ile diğer tarafta ABD ve batıyla olan ilişkilerimiz bıçak sırtında. İki cenaha da yaranamama ihtimalimiz hayli yüksek. Tercihimizi kimden yana yapsak sıkıntı mutlaka olacak. Bunun yansıması hem ekonomik hem finansal açıdan olacak mı? Bilemiyoruz!

Peki krizden ne zaman ve ne şekilde çıkacağız.

Neredeyse son altı aydır tüm iktidar, yandaş yorumcuları, akademisyenleri, gazetecileri, bürokratları ile birlikte yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun ve faizlerin düşeceği, ekonominin büyüyerek işsizliğin azalacağını baz senaryo olarak kamuoyuna pompaladılar.

Son yaşadıklarımızla bu senaryo gerçekleşer mi? Ekonomi ikinci çeyrek başında da daralmaya, işsizlik artmaya, baskıya rağmen faizler ve kurlar yukarı yönlü kıpırdanmaya ve maliyet esaslı yüksek enflasyon sinyalleri alınmaya devam etti.

S-400 ve buna bağlı yaptırımlar ile İran ambargosu meselesinden de öte kısa vadede acilen dünya finans piyasalarından ucuz ve uzun vadeli sıcak para temin edilemezse yılın ikinci yarısından itibaren de tüm olumsuzluklar yaşanmaya devam edebilir.

Ayrıca, sorunlu kredi hacmini azaltma ve banka bilançolarını strelize etme isteğimiz karşılık bulamayabilir. Sermaye piyasalarının fiyatlamaları döviz kurlarını yukarı yönlü tetikleyebilir. Kamu borç yükü ve bütçe açığı sorun olmaya başlayabilir. Bu durumda daralacak finans piyasaları ve artacak kredi maliyetleri yatırım ve istihdam piyasalarını daha da kötüleştirebilir.

Arda H.GÜNERİ

Cevap bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen ismini buraya giriniz