Ekonomide Yaşananlar -4

0
519

Artık taze ve ucuz kredi bulmanın kolay olmadığı günleri yaşıyoruz. Sokakta kredi ve kredi kartı dağıtılmayacak, yeni/sıfır/gıcır gıcır evler, arabalar, mobilyalar, beyaz eşyalar sadece hayallerimizi süsleyecek. Yurt dışı seyahatler ise çoktan resim albümlerindeki hoş hatıralarımız arasındaki yerini aldı. Çünkü ülkemize piyasaların güveni kalmadığından gelecek olan paranın maliyeti çok fazla, onun beslediği yüksek enflasyon, faizler ve işsizlik de cabası.

Yapısal reformlar bu ortamda nasıl yapılacak? Hane halkı gelecekteki gelirlerini şimdiden tüketmiş. İşletmelerimizin önemli bir kısmı borç yeniden yapılandırmaları ve vergi yapılandırmaları ile gemisini ancak yüzdürebiliyor, o da şimdilik. Peki kimden fedakarlık bekleyeceğiz. Hane halkından mı yoksa şirketlerden mi? Kimse bu ortamda mükemmel ve kusursuz hazırlanmış olsa dahi (ki paketin son derece verimsiz, tutarsız ve hedefsiz olduğunu biliyoruz) yapısal reform paketinin! uygulama alanı bulabileceğini sanmasın.

Olsun hükümetimiz bir takım reformları! hayata geçirebilmek için çalışmalarını gece gündüz demeden sürdürüyor. Finansmana ihtiyaç var elbette. Peki bu nasıl halledilecek? Bu maksatla kamu bankaları kullanılacak tabiki. Türkiye Varlık Fon’u tarafından Kamu bankalarına 3.7 milyar avroluk bir sermaye katkısı düşünülüyormuş. Fon bünyesinde Piyasa İstikrarı Destekleme Birimi oluşturulacak ve Hazine buraya 5 yıl vadeli yüzde 4,61 faizli tahvil verecekmiş. Bu birim de kamu bankalarına bu kağıtları devredecek karşılığında onların borçlanma senetlerini alacakmış. Bankalarda MB’den borçlanırken bu kağıtları teminat olarak vereceklermiş. MB’de inşaallah tüm bu reformları finanse edecek TL varlık kalmıştır.

Aslında gelir dağılımının bozuk olduğu bizim gibi ülkelerde yine bizdeki gibi hedefsiz, dağınık, birbirinden kopuk ve belli bir hedefe odaklanmayan yapısal reform değişikliklerinin istenen sonuçları vermediği, hiç öngörülemeyen yan tesirler oluşturduğu bilinmekte.

2001 yılına geri dönelim. Kimin ekonominin başında olduğunun belli olmadığı böyle bir ortamda şimdiki gibi bölük pörçük, kararsız ve tutarsız onlarca karar alınmıştı. Hiç birisi krizi engelleyemediği gibi derinleşmesine de sebep olmuştu. Bunun neticesinde Kasım-Şubat döneminde büyük bir finansal kriz yaşandı. Kemal DERVİŞ sonrası bile alınan tüm tedbirlere ve çıkarılan finansal konulardaki düzenlemelere rağmen program istenen sonuçları vermedi. Ne zaman ki Dünyada likitide bolluğu başladı. İşler yoluna girmeye ve program işlemeye başladı. Ancak yine filmin başına geldik. 17 yıl sonra yine ama bu sefer daha derin ve çetrefilli bir krizle karşı karşıyayız. Borcu yönetilemeyen artık kamu değil özel sektör ve hane halkı. Bu süreç uzarsa kamunun iki temel çıpası olan bütçe açıkları ve borçluluğu da kritik düzeylere gelebilir.

Dünyanın beceriksiz, basiretsiz, öngörüsüz ve tutarsız lider tayfasının elinde sürüklenmeye başlayan ekonomilerinin ne zaman ve nereye toslayacaklarını kimse kestiremiyor. Biz belki kur değersizliği/oynaklığı/belirsizliği anlamında Arjantinle birlikte Dünyanın geri kalanından açık ara negatif olarak ayrışsak da lider kalitesi! olarak herhalde hepsine fark atarız.

Arda H.GÜNERİ

Cevap bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen ismini buraya giriniz