İktidarın Ekonomi Politikası !

0
380

2001 krizi sonrası uygulanan IMF-Derviş politikaları ile geçinilen dönem (2002-2008):

· AKP 2002’de iktidara geldiğinde IMF-Derviş politikaları vardı.

· Acı reçeteyi eski koalisyon uygulamış ve bedelini de seçimlerde ağır şekilde ödemişti.

· AKP iktidarı krizden çıkışa denk geldi ve bu politikaları 2008’e kadar aynen sürdürdü.

Küresel krizin sağladığı bol ve ucuz kredinin tüketimle heba edildiği dönem (2008-2013):

· 2008’de Küresel Kriz patlak verdi. Aslında kriz Türkiye’yi “teğet” geçmedi, 2009’da ekonomi ciddi oranda küçüldü. Ancak, kriz aşağıdaki sebeplerden ötürü derinleşmedi çünkü;

o Devletin ve özel sektörün borçluluğunun düşüktü,

o Merkez bankası gerçekten bağımsızdı,

o Ekonomi yönetimine güven vardı,

o Sayıları azalsa da kurumlarda hala liyakat ve ehliyet sahibi kişiler vardı.

· 2008 sonunda IMF ile anlaşmanın süresi doldu ama yeni bir ekonomi programı oluşturmak yerine “saldım çayıra mevlam kayıra” politikası uygulandı.

· Politik karar alıcılar bürokratik vesayeti yıkmak adına teknoratları ve onların katılımcılığı ile katkılarını devre dışı bıraktılar.

· Yine de çok uzun süre sorun olmadı. Neden?

o Küresel kriz nedeniyle ABD Merkez Bankası 2009’dan itibaren dünyayı dolara boğdu. Hem de dolar faizleri sıfıra indi.

o Tüm gelişmekte olan ülkelere ucuz ve bol dolar yağdı. Dışardan sürekli borç alındı.

o Bu AKP’nin işine geldi. Yüksek faiz-düşük kur politikası uygulandı. Yabancılar yüksek faiz alabilmek için ülkeye olukla para akıttı, bundan dolayı dolar yıllarca ucuz kaldı.

o Alınan borçlarla katma değer ve üretken olmayan ekonomik düzene öncülük eden yollar, köprüler, binalar ve şatafatlı AVM’ler yapıldı.

o Ucuz döviz sayesinde tarım ürünleri dâhil bir çok yarı mamul mal ile otomobil, teknoloji ürünleri, mobilya, beyaz eşya ve inşaat malzemeleri gibi bir çoğu ülkemizde üretilebilme imkanına sahip nihai dayanıklı tüketim malları dışardan ithal edilir hale geldi.

o İnşaat ekonomisi lüksü ve gösterişi patlattı. Ucuzlayan döviz zenginlik hissi yarattı.

o “Mega projeler” etiketi ve “imece usulü” naifliği ile ambalajlanan, Kamu-Özel İşbirliği projeleri ile yollar, köprüler, hastaneler, havalimanları yapılmaya başlandı. Büyük ve güçlü ekonomi algısı halkın önemli bir kısmına yutturuldu.

o Tüm bunları “devlete ve bütçeye yük olmadan yapıldığı” iddia edildi. “Toplam yatırım 61 milyar USD” denildi.. Ancak bunun karşılığında devletin bu yatırımlardan elde edeceği 130 milyar USD’lik gelir yandaş müteahhitlere ön ödemeli olarak peşinen peşkeş çekildi.

o 16 yıllık iktidarlarında 61 milyar USD özelleştirme yapıldı, cumhuriyetin hemen hemen tüm varlıkları satıldı.

o Bu yatırımlar, özelleştirmeden gelen parayla yapılsaydı 130 milyar USD yandaş müteahhidin değil devletin kesesine girecekti.

o Bu sistem ülkemizin “Düyun-u Umumiye”den sonra gördüğü en büyük tezgâh ve tefeci düzeni olarak tarihe geçti.

Ucuz kredi dönemi biterken ekonominin ısındığı dönem (2013-2018):

· 2013 Mayıs’ında ABD Merkez Bankası dolar bolluğunu azaltacağını açıkladı.

· Kamu Özel İşbirliği Projelerindeki geçiş/kullanım/hasta bakım garantisinin üstüne bir de müteahhitlerin borçlarına Hazine garantisi verildi.

· Yurtdışından fon çekmek zorlaşınca bu sefer “Varlık Fonu” adı altında yeni bir garabet borçlanma mekanizması geliştirilmeye çalışıldı. Zaten borçlu olan şirketler (THY, Turksat, TPAO, Halkbank, Ziraat Bankası) yeni borçlar almak için teminat olarak gösterilmeye çalışıldı.

· Hane halkı borcu 2002 yılında 6,7 milyar TL iken 2018 başında 574 milyar TL’ye yükseldi. 32 milyon kişi borçlu hale geldi.

· KOBİ’lerin borçları 500 milyar TL’yi geçti. Dağınık, kopuk, hedefsiz, programsız üretim ve satış yapmaya çalışan işletmeler büyük bir borç batağının içinde finans, tahsilat ve teminat sorunlarıyla cebelleşmeye başladı.

· 2002-2017 yılları arasında devlet bütçesinden 356 milyar USD yatırım yapıldı, ancak 475 milyar USD faiz ödendi.

· 2017’de 2016’ya göre bütçe açığı %58, cari açık % 42 arttı.

· İşletmelerimizin 2012 yılında 6.5 milyar USD olan döviz açık pozisyonları 2018 Mart ayı itibariyle 222 milyar USD’ye yükseldi.

· 2002 yılında 130 milyar USD olan dış borç, 2018 Mart ayı itibariyle 450 milyar USD’ye yükseldi.

· 2002-2018 yılları arasında birikimli bütçe açığı 435 milyar TL’ye, birikimli cari açık ise 586 milyar USD’ye ulaştı.

· 2018 Mart sonu itibarıyla kısa vadeli dış borçlar 181,8 milyar USD oldu.

SONUÇ:

· Vatandaşımız da, büyük küçük tüm işletmelerimiz de, devletimiz de borçlu.

· Ekonomi üretmeden büyüdüğü için işsizlik, özellikle de genç işsizliği arttı.

· Öngörülebilirlik ve güven ortamı olmadığından girişimci sayısı radikal bir şekilde azaldı.

· Günübirlik dış politika anlayışı nedeniyle komşularımız ve müttefiklerimiz nazarında güvenilmez ülke durumuna düştük. Bu da yabancı yatırımcıların başka ülkeleri tercih etmesine neden oldu.

· Dış konjonktür artık ucuz ve bol kredi sağlamaktan çok uzak hale geldi, petrol ve diğer emtia fiyatları artar hale geldi.

· İhracat yapabilmek için ithalatta rekorlar kıran ülkemiz bırakın dünyanın ilk 10 ekonomisine girmeyi, ne yazık ki artık ilk 20 ekonomisi içinde kalma mücadelesi verir hale geldi.

Son Söz: Ürettiğinden fazla tüketen hiçbir ekonomi ayakta kalamaz, hiçbir ülke bağımsızlığını koruyamaz

Arda H.GÜNERİ

Cevap bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen ismini buraya giriniz