Kalkınma Modelimiz ve Projelerimiz Ne Olmalıdır?

0
381

Türkiye, 780 milyar dolarlık milli geliri, 400 milyar dolarlık dış ticaret hacmi ile Dünya ekonomik hasılasında yüzde 1’lik, dış ticaretinde ise yüzde 2,5’lik bir paya sahip bir ülke konumundadır. Bu, ülkemizin ekonomik, sosyal, kültürel, fiziki, coğrafi ve beşeri imkan ve kabiliyetleri gözönüne alındığında asla kabul edilebilir bir durum değildir. Bu rakamlarla yaratılan kişi başına milli gelir, istihdam ve katma değer ise kesinlikle hak edilen bir seviye de değildir. Gelinen nokta, bizim ne kaderimiz ne de talihimizdir. Demokrasi, hukuk düzeni, özgürlük, eşitlik ve insan hakları bağlamında sınıfta kalan, girişimci ülke insanına ve uluslararası camiaya güven vermeyen siyasi aklın bir sonucudur.

Ülkemizdeki yanlı ve yandaş anlayışının, katılımcılıktan ve çoğulculuktan uzak politik yapının doğurduğu ciddi bir ekonomik ve sosyal çürüme ve bozulma yaşanmaktadır. Yanlış, tutarsız, kararsız, istikrarsız ve ceberrut yönetim anlayışı yurt içi ve dışı iş dünyasının vucut kimyasını bozmuş, iş ve yatırım yapamaz hale getirmiştir. Meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, eğitim kurumları, bilim merkezleri ve bürokrasi hükümet hegomanyası altına alınmış adeta tutsak edilmiştir. İnsiyatif kullanamayan, özgürce karar alamayan iş dünyasını bu esaret zincirinden kurtarmak, “kurallı piyasa ekonomisi”nin normlarına kavuşturmak öncelikler arasında yer almalıdır.

Ülke olarak sahip olduğumuz sınai ve ticari potansiyelimiz ile geliştirilmeye ihtiyaç duyan performansımızı ilk iki yılda ikiye katlamak işten bile değildir. Ülkemizi içinde bulunduğu bölgesinde ve Dünyada istenilen ve arzu edilen büyüme ve kalkınma düzeyine eriştirmek, vatandaşlarımızı nitelikli iş ve eğitim imkanları ile yüksek gelir ve refah düzeyine ulaştırmak en önemli amacımız olmalıdır.

İktidar ve Anayasa değişikliği sonrasında “kararlı”, “tutarlı” ve “sürdürülebilir” bir yönetim anlayışını tesis etmek amacıyla; öncelikle “hasar” ve “durum” tespiti yapılmalı, sonrasında uygulanacak “stabilizasyon” ve “restorasyon” programları hayata geçirmelidir. Yeniden inşa edilecek “kurumsal demokratik yapı”nın tamir

ve tadili gerçekleştirilmeli, iş dünyasına “güven” verilmeli ve “istikrar” kazandırılmalıdır.

Türk iş dünyasında başat rol oynayan meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının kurumsal yapılarındaki zaaf ve eksiklikler ile paydaşları ile olan ilişkilerinde yaşadıkları sorunların rehabilite edilmesi maksadıyla; yapısal ve mental dönüşümlerini sağlayacak gerekli tedbir ve önlemler alınmalıdır.

Kurallı Piyasa Ekonomisi içinde kamu kurum ve kuruluşlarının düzenleyici ve denetleyici rolünün yanısıra bilgiyi, beceriyi, mali ve fiziki imkan ve olanakları hakça ve adilce kullandıran, geliştiren ve destekleyen bir kamu yönetimi anlayışının bundan sonra etkin ve kararlı bir şekilde devrede olması sağlanmalıdır.

Eylem planlarımız ve kalkınma modellerimiz, Dünyadaki iş ve ticaret ekosistemine eklemlenmeli, ilişki ve işbirlikleri geliştirmelidir.

İşletmelerimizin, üretim konuları, fiziki/beşeri/nakdi sermaye, teknolojik kapasite, iş yapma yetkinliği/becerisi/şekli/yöntemlerinin yanısıra piyasalara, paydaşlarına ve finansmana erişim imkanları birbirinden oldukça farklıklar arz etmektedir. Bunların üretim ve pazarlama faaliyetlerini etkin bir işbirliği içinde geliştirebilmeleri, farklılıklarını ayrıştıran değil bütünleştiren ve güçlendiren bir yapıya kavuşturabilmeleri, eksik ve yanlış olan üretim ve ticaret modellerini iyileştirebilmelerini sağlamalıyız.

Ülkemizin tamamında birbiriyle bütünleşik, koordineli ve etkileşim içinde “kümelenme” mantığı ile çalışacak “entegre” bir iş modelini hayata geçirmeliyiz.

Bu model; yerelden genele tüm Türkiye’deki tasarım, Ar-Ge, Ur-Ge, yatırım, üretim ve lojistik gibi alanlarda birbirine entegre olarak faaliyet gösterecek iş ağlarını içermelidir. Böylelikle kısa sürede dengeli, istikrarlı ve sürdürülebilir büyüme ve kalkınmayı sağlayacak ileri teknoloji, yenilikçilik ve yaratıcılık düzeyi ile yüksek katma değer ve istihdam seviyesi yakalanacaktır.

Türkiye Afrika-Avrasya-Ortadoğu Bölgesinde tek ve lider teknoloji, tasarım, yatırım, üretim ve lojistik merkezi yapılmalıdır. Bunun için dört bacaklı bir sınai ve ticari kalkınma modeli hayata geçirilmelidir.

i. Sürdürülebilir Mükemmeliyet Merkezleri

ii. Küme Temelli Yatırım ve Ticaret Bölgeleri

iii. E-Ticaret Platformu

iv. Trans Asya Yatırım, Ticaret, İşbirliği ve Lojistik Merkezi

i.”Uzay ve Havacılık Sanayi, Savunma Sanayi, İlaç ve Kimya Sanayi, Elektromekanik ve Motor Sanayi, Yenilenebilir Enerji Teknolojileri, Genetik Teknolojileri gibi seçilmiş ve stratejik sektörlerde ileri teknoloji ve katma değer içeren, yenilikçi ve yaratıcı ürün ve iş süreçlerinin üretilmesi maksadıyla, kamu otoritesinin planlama, denetim, gözetim ve danışmanlığı altında, tasarım, üretim, yatırım ve yenilikçilik değer zinciri oluşturulmalıdır.

Mikro, KOBİ ve büyük ölçekli işletmelerin kümelenme modeliyle bir araya getirildiği, bölgesinde nitelikli eğitim ile sosyal yaşam ünitelerini barındıran, kamu otoritesinin ortaklığında ve devlet destekleriyle teşvik edilen “Sürdürülebilir Mükemmeliyet Merkezleri (SMM)”ni kurulmalıdır”

ii. “Yerelde Sanayileşme Politikaları; il veya birkaç ilden teşekkül bölgelerin istihdam, gelir, refah ve kalkınma seviyelerini yükseltmeleri; o il veya bölgeye özgü gelişme ve büyüme potansiyelini haiz sektörlerin katma değer, markalaşma ve rekabetçilik düzeylerini artırmalarına yönelik yeni bir model oluşturulmalıdır.

Bu model çerçevesinde; ticaret ortamının küreselleşmesi, mal, hizmet ve sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, küresel işbirlikleri ve ilişkiler ağının gelişmesi dikkate alınarak il veya bölgelerin geleneksel veya yenilikçi ve yaratıcı ürün ve üretim modelleriyle üretim, tanıtım, satış ve pazarlama yapabilmeleri, ihracat imkanlarına kavuşabilmeleri, uluslararası düzeyde rekabet edebilmeleri için “Küme Temelli Yatırım ve Ticaret Bölgeleri” kurulmalıdır”

iii. “İhraç ürünlerinin yurt dışı piyasalarda fiyat, kalite, nitelik ve içerik olarak rekabet edilebilirliğinin sağlanması, ihracatın miktar ve değer olarak arttırılması, ülkemizde ihraç piyasalarına ürün ve hizmet tedarikinde bulunan firmaların kar ve kazançları ile istihdam ve katma değerlerinin yükseltilmesi gibi hedeflerin yerine getirilmesi için kara, demir, deniz ve hava yolları kesişme noktalarında yer alacak şekilde konumlandırılan bir “E-Ticaret Platformu” hayata geçirilmelidir”

Yurt dışı piyasaların gelişen ve değişen ürün ve üretim modelleriyle uyumlu ürün standardizasyonu ve sertifikasyonu oluşturulmalıdır. Etkin ve sürdürülebilir nitelikte yurt dışı ticari ilişki ve iş birliği ağı oluşturulmalıdır. Piyasa imajını yükseltecek ve destekleyecek ürün denetim ve güvenliğine ilişkin “Türk Malı” etiketli “Devlet Güven Belgesi” düzenlenmelidir.

İhraç ürünlerinin temin ve tedariki gibi iş ve işlemlerinin sağlıklı ve istikrarlı bir şekilde yürütülmesi için firma bazlı izleme, değerlendirme ve denetlenme mekanizması oluşturulmalıdır. Söz konusu ürünlerin depolama, tasnifleme, ayıklama, paketleme, ambalajlama, montaj, demontaj, elleçleme, gümrükleme, nakliye gibi hizmetlerinin yer aldığı lojistik altyapı tesisleri inşa edilmelidir”

iv. “Asya Pasifik bölgesinden başlayıp, Avrupa’ya kadar uzanacak “Kuşak ve Yol” projesinin “Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu” hattı ile ülkemize bağlanmasıyla yeni, büyük ve kapsamlı bir lojistik merkezi hayata geçirilmelidir. Uzakdoğu menşeli mamul ve yarı mamul ürünlerin tasarım, Ar-Ge, üretim ve pazarlamasını ülkemizden Afrika/Avrupa/Ortadoğuya ulusal/yerli işletmelerimiz ile Uzakdoğulu/Asyalı işletmelerin ortak ya da münferiden faaliyet gösterecekleri Kara-Deniz-Demir ve Havayollarımızın kesişme noktalarında konumlandırılacak “Trans Asya Yatırım, Ticaret, İşbirliği ve Lojistik Merkez”i kurulmalıdır.

Bu merkez;

· İşletmelerin teknoloji transferi olanaklarını ve yenilikçilik becerilerini geliştirmek,

· Ülkemizdeki nitelikli üretimin ve istihdamın artışına imkan vermek,

· Yüksek katma değer ve ileri teknoloji ihtiva eden doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının girişini artırmak,

· Mikro, KOBİ ve büyük ölçekli girişimcileri yeni pazarları içeren ihracata yönelik yatırım ve üretimlere teşvik etmek,

· İşletmelerin uluslararası yatırım, ticaret ve işbirlikleri ile rekabet kapasitelerini artırmak,

hedeflerini içermelidir”

Yukarıda bahse konu yatırım, üretim ve ticaret modellerini hayata geçirebilmek için;

· Vergi, yatırım, dış ticaret ve teşvik mevzuatını sade, basit, anlaşılır ve uygulanabilir hale getireceğiz. Bu sayede yabancı ve yerli sermaye için güvenilir, öngörülebilir yatırım ortamı sağlanmalıdır.

Mevcut teşvik sisteminin çok başlı, dağınık, kopuk ve mükerrer, ölçme ve değerlendirmeden yoksun yapısını ortadan kaldırılmalıdır. Teşvik ve destek sisteminin tek elden planlanması, yönetilmesi, izlenmesi, değerlendirilmesi ve etkilerinin analiz edilmesi görevlerine haiz, özel sektörün karar mekanizmasında yer aldığı yarı-özerk yapıda “Yatırım Teşvik ve Koordinasyon Kurulu” kurulmalıdır.

Kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanımını hedefleyen; ihracatta yüksek katma değerli üretimi, ithalatta girdi bağımlılığının azaltılmasını amaçlayan, sermayeyi tabana yayan, bölgesel gelişmişlik farklarını bertaraf eden, ekonomik istikrar ile sağlıklı, güçlü bir kalkınma ve büyüme amacını destekleyen, çevre ve ekolojik yapıya saygılı, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını önceleyen, kurallı piyasa ekonomisi ve kurumsallaşmış demokratik yönetim yapısını güçlendiren, uluslararası marka oluşumunu destekleyen nakdi ve gayri nakdi teşvik ve destek politikaları devreye alınmalıdır.

· Özel kesim yatırım teşviklerinde merkez-yerel bağı güçlü bir şekilde tesis edilecek, il düzeyinde “Yatırım Tanıtım, Teşvik ve Destek Başkanlıkları” kurulmalıdır. Bu Başkanlıklar, ulusal düzeyde “Yatırım Teşvik ve Koordinasyon Kurulu”na bağlı bölgesel teşkilatlar olarak konumlandırmalıdır.

· Sanayi, dış ticaret ve teşvik politikalarının belirlenmesine katkı verecek, sektörel iletişim, ulusal ve uluslararası düzeyde yönetişim ve iş birliklerini geliştirecek, üretimin değişen ve dönüşen teknolojik yapısına uyum sağlayacak, üretimde etkinlik ve verimliliği destekleyecek yatırım ve ticaret modellerinin oluşturulması için TÜİK’in mevcut sanayi envanterleri ve dış ticaret veri tabanları ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ilgili veri

tabanlarını entegre ederek “Dış Ticaret Karar Destek Sistemi” ve “Sanayi Üretim Karar Destek Sistemi” kurulmalıdır.

· Bilgiye dayalı ithalat politikası yönetim sürecini tesis edilmeli ve ürün, sektör ve bölge bazında üretim ve teşvik planlamasına gidilmelidir. İthal girdi bağımlılığını azaltmaya yönelik, “Ulusal Girdi Tedarik, Planlama, İzleme ve Değerlendirme Kurumu” kurulmalı ve “İthal Girdi Karar Destek Sistemi”ne geçilmelidir.

· İşletmelerin üretim ve pazarlama kanallarına uyum sağlayabilmeleri, ulusal ve uluslararası piyasaların dönüşen ve değişen teknolojik üretim yapısına eklemlenebilmeleri, piyasaların ihtiyaç ve taleplerine nitelik ve içerik olarak cevap verebilmeleri; kendi aralarında ve kamu kurum ve kuruluşları, yurt içi ve dışı diğer paydaşları ile iş birliği ve ilişkilerini geliştirebilmeleri, idari, hukuki, bürokratik bilgi ve mevzuat ile finansman ve mali piyasalara erişimlerini kolaylaştırabilmeleri için “Bilgiyle Büyüyen İşletmeler Programı” devreye alınmalıdır.

Tarım ve Hayvancılık sektöründe ise bir çok teşvik ve destek sistemi uygulanmış olmasına ragmen gelinen nokta tam bir hayal kırıklığıdır. Sektörde yaratılan katma değer, verimlilik, istihdam düzeyi ile kazanç ve karlılık miktarları tüm demografik ve ekonomik dengeleri alt üst etmiştir. “Aptallığın en büyük kanıtı aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır”diyen Einstein’ı adeta teyit eden tüm politikalar iflas etmiştir. Sektör ve çiftçilerimiz, yıllardır hiç bir rasyonel ve nesnel kritere dayanmayan ama ısrar ve inatla uygulanan ve denenen tutarsız, istikrarsız ve kararsız sistem ve yöntem arayışlarının kurbanı olmuştur.

Sonuçta; köyden kente büyük bir göç dalgası oluşmuş, çiftçilerimiz borç batağına saplanmış ve sektör en önemli enflasyon kaynağı haline gelmiştir.

Bütün bu olumsuz gidişatı değiştirecek, ezberleri bozan, tamamıyla yeni ve kapsayıcı verimli ve etkin üretim ve lojistik temelli bir model getirilmelidir.

Tarımdaki verimliliği ve etkinliği artırabilmek, ölçek ekonomilerini yakalayabilmek, çiftçinin gelir ve refah düzeyini yükseltebilmek için üst kullanım hakkına dayalı “Tarımsal Üretim ve Ticaret Bölgeleri” kurulmalıdır. İşletme toplulaştırmasını

içeren bölge ve kooperatif temelli üretim ve ticaret modeli geliştirilmeli ve desteklenmelidir.

Bu model kapsamında;

· Arazi ve üretimin planlaması ve yönetimi,

· Toprak, su ve ürün güvenliğinin denetimi,

· Yüksek teknolojinin kullanımı,

· Girdi ve stok maliyetinin yönetimi,

· Lojistik, pazarlama ve satış sisteminin

oluşturulmasına ilişkin gerekli işbirliğinin gerçekleştirilebilmesi ve altyapı tesislerinin hayata geçirilebilmesi için “Tarımsal Üretim ve Ticaret Kurumu Başkanlığı” kurulmalıdır. Bu Kurum kapsamında ihtiyaç duyulan politikaları uygulamak için “Tarımsal Üretim Karar Destek Sistemi” devreye alınmalıdır. Tüm destek ve teşvikleri bu sistem üzerinden izlenmeli ve değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak;

Türkiye’yi içine düştüğü kaos ve kriz ortamından çıkarıp eğitimde, demokraside, hukuk anlayışında, insan hakları, eşitlik ve özgürlükte, ekonomide, sanatta, edebiyatta ve sporda Dünyanın gelişmiş ve kalkınmış ülkelerinin arasında yer alabilmesini sağlamak için; toplumda işbirliği, ekonomide yenilik ve yönetimde istikrar felsefesini hayata geçirmeliyiz.

Haluk GÜNDEMİR

Cevap bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen ismini buraya giriniz