Neden bu hallere düştük ?

0
522

Öncelikli olarak insana, doğaya, demokrasiye ve ekonomye olan yaklaşımımıza bakmamız gerekmektedir.

Kuralsız ve ölçüsüz büyüme anlayışı

Söz konusu anlayış; insan ve çevre odaklı, bunların refahını gözeten bir kalkınmaya dayalı ekonomik model yerine, sürekli hasılanın hacmini büyütmeye yönelik bir insan ve doğa sömürüsü üzerinde yükselir. Bu anlayış; başta ücretli/yevmiyeli çalışan kesim, küçük esnaf/sanatkar ve çiftçiler ile emeklilerin milli gelirdeki artan “refah payı”ndan istifade ettirilmemeleri ve sadece enflasyon farkı kadar “yaşam payı” ile idare etmelerine yöneliktir. Ayrıca çevre/doğadan çalınmış ve geri verilmeyecek toprak, hava, maden, metal, su gibi tüm toplum kesimlerinin ortak malı olan değerlerin insafsızca, ölçüsüzce, kuralsızca ve vicdansızca sömürülmesi üzerine kurulur.

Bir başat örnek inşaat ve beton ekonomisidir. Bir süre istihdam oranlarında artış sağlayarak büyüme yaratır. Sonra herhangi bir ekonomik yalpalanma ve savrulmada ilk krize giren sektör olarak talepte hızla gerileme yaşanır, şirket iflasları ile işini kaybedenler ortaya çıkar. İnşaatların ve betonlaşma doğa katliamları ile iklim değişikliklerine sebep olur, buna ekonomik kayıplar ve sosyal çöküşler eşlik eder.

Kâr maksimizasyonu hırsına dayalı ekonomik anlayış

Söz konusu anlayış; neden, neyle, neyi, kimin için ürettiğine değil sadece günün sonunda dağıttığı kâra bakar. Yatırımcılar veya kredi verenler, kararlarını buna göre verir. Bir şirketi büyütüp hangi kârlılık seviyesine çıkarırsın, hissedarlarına ne kadar temettü dağıtırsın görüşü esasdır. Masraflarını, yani doğaya ve insana olan zararını ne kadar dışsallaştırabilirsen o kadar kârını maksimize edersin. Yatırımlarında ve işletmelerinde uluslararası/ulusal çevresel, sosyal ve yönetişime ilişkin standartlara, kurallara ve düzenlemelere riayet etmezsin veya eder gözükürsün. Bu kârı elde ederken “oyunun kuralını bozma” diye dostlar alışverişte görsün misali çıkarılan ve “yandaş”ın tabi olmadığı binlerce sayfa mevzuat ve yüzlerce denetim mekanizması vardır zaten.

Algılarla yönetilen tüketim ekonomisi anlayışı

Söz konusu anlayış; arzu ve öğretilmiş itibar ve saygınlık göstergelerini temel alan, satın aldırmaya sonra değiştirmeye ve en sonunda atmaya yönelik bir döngüyü sağlamaya yönelik sistem kurar. Bu girdap dönerken bir yandan doğayı öte yandan girdaba kapılan insanları tüketir. Kitleler; borç içinde yüzen, boş algıların ve yönlendirmelerin esiri olmuş kölelere dönüşür.

Ve bu üç gerçek birbirini besleyerek doğa ve insanın, dolayısıyla ekonominin tükenişini hızlandırır. Aslında bugün yaşananlar sadece dış mihrakların, dış borçlanmanın, cari açığın sonucunda ortaya çıkmamıştır. Ya da yandaşlığın, yolsuzluğun ve liyakatsizliğin de eseri değildir. Açık ve net olarak bu mesele bu üç gerçekliğin, yani mevcut ekonomik anlayışın kaçınılmaz sonucudur.

Olan oldu… Bu krizden nasıl çıkacağız? Formülü aynen neden olan gerçekler kadar açık ve anlaşılır. Öncelikle bu durumun gerçek bir dönüşüm için fevkalade fırsat yarattığını söyleyelim.

Elimizde artık alım gücü inanılmaz düşmüş bir Türk Lirası var. Günün sonunda, faizler, kurlar ve enflasyon artacak ve ithalat, cari açık ve talep azalacaktır.

Artık itibara ve arzuya dayanan tüketim yerine, tamamen ihtiyacımıza yönelik harcama yapalım, tasarruf edelim. İsraf ve gösterişten uzak duralım.

Yatırımcıya ve hissedara hızlıca ve çokça para kazandırmak, kâr maksimizasyonu yapmak yerine üretim optimizasyonu yapalım. Biz öncelikle gerçek bir ihtiyacı karşılayarak ve fayda sağlayarak hayatta kalan işletmelere odaklanalım ve tasarruf edilen parayı buralara yatıralım. Sadece neyi neden, neyle, nasıl, kimin için ürettiğinin farkında olan, doğaya ve insana en az zarar veren, hatta fayda sağlayan işletmeleri destekleyelim.

İthalatı sadece mecbur olduklarımızla sınırlandıralım. İthalata değil ihracata dayalı üretim ekonomisini kuralım. Başta fosil yakıtlar olmak üzere ithal etmek zorunda olduğumuz değerlerin yeniden dönüşümünü sağlayarak bütün atıklarımızı hammadde olarak değerlendirelim.

Gerekli büyük ve karmaşık üretimler için endüstriyel ekosistemler veya endüstri kümelenmeleri dediğimiz yapıları kurup, üretimimizi verimli ve etkin hale getirelim. Küçük, büyük bütün işletmelerin kümelenme ve ekosistem oluşturmaları için gerekli yapıların kurulmasında devlet teşviklerini harekete geçirelim. Her bir kentsel ve endüstriyel yerleşimin ihtiyaçlarına göre yenilenebilir enerjiye dayalı bir ekonomi kuralım.

Önce nesline sonra doğaya saygılı, merhametli, vicdanlı, ahlaklı ve rasyonel bireyler ile bu dönüşümü gerçekleştirmek olası. Burada hepimize çok önemli görevler düşüyor. Eski alışkanlıklarımızdan kurtulmak, hırs ve arzularımızı bir kenara bırakmak, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakabilmek, maddiyatın değil biraz da duygusallığın ve estetiğin ön planda olduğu bir yaşam sürebilmek. Kısacası daha makul, hoşgörü ve anlayış dolu bir yaşam hepimizin elinde. Bu krizi toplumca fırsata çevirebiliriz. Yeter ki anlayışımızı ve dünyaya bakış açımızı değiştirelim.

Haluk GÜNDEMİR

Cevap bırakın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen ismini buraya giriniz